Bu benim içimde saklamaya çalıştığım ama bir yandan da herkese anlatmak istediğim bir şey. Bugün iki hafta oldu. Ben bunu anlatmak istediğim insanlara anlatamıyorum. Kimseyi üzmek istemiyorum.
Bir köpek nasıl ölüyor. Ben bu bloga mı bloğa mı ne işte, 21 Ekim 2025'te yazmışım zaten, o gün öğlen işten çıkıp evden onu alıp veterinere bırakmıştım, yine serum alsın diye. Akşam da almaya veterinere gittiğimde iki kutu kedi maması yediğini söylemişlerdi, bir tane de yanımda açıp verdiler, onu da yedi. Ben de çok sevindim. Herhalde yine geçici bir şey, iki-üç ay daha idare eder diye ama işte eve gelip arabadan indirince o mala bağlamış hâlinin değişmediğini üzülerek fark ettim.
Eve girerken merdivenden çıkamadı, düştü, kaldırıp rampadan beraber yürüyerek çıktık. Eve en son girişi de o oldu. Birkaç gündür zorla bile mama yediremiyordum ama sabahları işe giderken verdiğim ve kendi aramızda "bunun" diye adlandırdığımız ödül mamasını yine de yiyordu. O akşam "bununu" da yemedi. Kanepesine çıkıp yattı. Hiç tadı tuzu yoktu ama, çok belliydi.
Ben onun hâlini görünce anladım, çok bir zaman kalmamıştı. Geldim işte bu bloga mı, bloğa mı ne yazdım, galiba gidici diye. Hatta bir gün evvel bizim lise whatsapp grubuna "Reiscan gidici" diye veterinerden serum yerken fotosunu atmıştım.
Neyse, şimdi gelelim bu yazının başlığına, bir köpek nasıl ölüyor...
Saat 23:00 gibi kanepesinde yatarken kalkıp kustu. Kustuktan sonra bana böyle "Bıktım kral" der gibi bir baktı, aşağı indi, masanın altına yattı.
Masanın altına yattıktan sonra ben arkadaşlarıma sabaha çıkamayacağını söyledim. Hissediyor insan, hayvan da hissettiriyor. Bir şekilde uyuduk o gece, o masanın altında, ben üçlü kanepede.
Saat sabah dört raddelerinde onun hırıltılı nefesine uyandım, masanın altına yanına uzandım, yanaklarını sevmeye başladım. Kafası gitmişti, çok net. Bir ara kalkıp tuvalete gittim, şuursuzca havlamaya başladı. Normal bir havlama değil, kelimelerle anlatamam. Havlıyor ama vücutta hiç tepki yok, sadece havlıyor. Tekrar yanına gidip patilerini tutup yanaklarını seviyorum, böyle iki saate yakın arada o saçma havlama nöbetlerine tutuldu.
Saat altı civarında nefesi ölen insana şahit olmuş olanların çok iyi bileceği bir şekle büründü. Her nefes ile bir sonrakinin arası gittikçe açılmaya başladı, aldığı her nefeste bir nefes daha alabilecek mi diye sordum ve neticede o nefeslerden birinin devamı gelmedi.
Allah'a binlerce şükrediyorum, onu benden bir anda almadı. Daha önce yazdığım gibi, iki-üç sene boyunca alıştım, sona yaklaştığımızı anladım.
Ölünce hiç yerinden oynatmadım. Acil durumda aranacak kişime
"Uğur Rudi'yi kaybettik. Sabah uyanıca bana gel de arabaya taşıyalım beraber."
diye mesaj attım. O ara sabah ezanı okundu. Bilen bilir ben sabah namazına kalkarsam o gün beş vakti tamamlarım. Manevi olarak o gün o sabah namazını kılmayı da çok istedim ama evde ölü köpek varken kılamadım da.
Neyse, ben Reiscan'ı çift kat çarşafa sardım, ayaklarını bağladım rigor mortis oluşmadan evvel. Sonra sabah 08:30 civarı Uğur Bey geldi, birimiz bir uçtan öbürümüz diğer uçtan tutup benim arabanın arkasına attık. Dükkana gelince de dükkandaki JCB'yle ona yakışacak derin bir mezar kazıp indirdik. Fiyakalı gitti yani, mezarı kazma kürekle kazılmadı. Benim onun için planım bir şekilde Topkapı'daki aile mezarlığımızın ayak ucuna çaktırmadan gömmekti ama hem o kadar uzun vaktimiz olmadı, olsaydı da götüm yer miydi emin değilim ama bence yerdi.
Bu blogun veya bloğun adresini ben çok sık değiştiriyorum. Hatırlanmak istemediğimden diyeceğim de artık zaten nesil değişti. Zamanında ben tvitreye Rudi'nin çok fotosunu, videosunu koymuşumdur. Elinde öyle fotusu vidyosu olan bana ulaştırırsa çok sevinirim.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.